elifikbal.sitemynet.com
britemoon.gif

Anasayfam
Biz Kimiz?
Konuk Defteri
Anketler
Kent Yazıları
Kent Yazıları 2
Sizden Gelenler
Uçamayan Süpürgeler
Makaleler 1
Makaleler 2
Makaleler 3
Makaleler 4
Makaleler 5
Şiirler 1
Şiirler 2
Resimlerimiz
Dost Siteler

Makaleler 3


BİR CAHİLİYE NİKAHI:MUT'A
Ömer KARATAŞ

karatas.omer@mynet.com

İslam Dini evlilikle iki temel gayeyi gerçekleştirmeyi hedeflemiştir.Bunardan birincisi; neslin meşru bir şekilde çoğalmasını sağlamaktır.İkincisi gaye ise mirasın paylaşılmasıdır. Bu iki gaye dışında evliliğin hem evlenen çiftlere hem de ailelerine kazandırdığı pek çok olumlu özelliği vardır.Ancak evliliğin temel gayesi asla bazılarını iddia ettikleri gibi cinsel ihtiyacı gidermek değildir.Cinsellik evliliğin sıkıntılarına katlanan insanlara verilen bir mükafat olmuştur.Yani evliliğin bir neticesidir.Asla evliliğin temel gayesi olmamıştır.Çünkü cinsel ihtiyaçların iyice azaldığı yaşlılık dönemlerinde evlilik bağı bütün kuvvetiyle devam etmektedir.
İslam'ın gönderildiği dönemde Mekke'de 6 değişik evlilik yapılıyordu.Bu evlilikler o toplumda meşru kabul edilmişti ve toplumun hemen hemen her kesimi tarafından da uygulanıyordu.Bu evlilik türlerinin neler olduğuna bir bakalım:
1)İstibza Nikahı:Daha asaletli bir nesil elde etmek için erkeğin hanımını hamile kalması için bir başka erkeğe göndermesiyle yapılan evlilik.Kadın hamile kalınca tekrar kocasının yanına dönerdi.
2)Bedel Nikahı:Bu iki erkeğin hanımlarını karşılıklı olarak değiştirmeleriyle yapılan nikahtır.
3)Hınd Nikahı:Bu kadınların gizlice dost tutmaları şeklinde yapılan bir evliliktir.
4)Bu işi meslek haline getiren kadınlarla yapılan beraberliktir.Kadın hamile kaldığında berber olduğu erkekleri toplar ve içinden biri baba tayin edilirdi.
5)Mut'a nikahı:Bu evlilik türü de erkek ve kadının anlaşarak belli bir süre sınırlamasıyla yaptıkları evlilik türüdür.Süre dolunca evlilikte sona ererdi.
6)Bütün bu evlilik çeşitlerinin dışında İslam'ın da meşru kıldığı evlilik türü de vardır.İki kişinin birbirini istediği ve belli bir mehir karşılığında,şahitler huzurunda ve süre sınırlaması olmadan yapılan evlilik türüdür.
Peygamberimizin tebliğe başladığı dönemde bu evlilik çeşitlerinin hepsi uygulanmaktaydı.
Görüldüğü gibi İslam'ın gönderildiği toplum bir takım inançlara,geleneklere,örflere ve davranışlara sahipti.Cahiliye toplumu temiz bir sayfa gibi üzerine yazılacak her şeyi hemencecik alabilecek bir durumda değildi.Öncelikle eski inançlarını,adetlerini,gelenek ve davranışlarını silmek yenilerini yerleştirmek için gerekliydi.Bu da hemencecik olabilecek bir olay değildi.Bu yüzden İslam bugün çağdaş eğitim metotları tarafından da kabul edilen tedriç etme metodunu her alanda kullanmıştır.Mut'a nikahı gibi pek çok haramın yürürlüğe girmesi ve pek çok farzın emredilmesi zamana yayılmıştır ki;insanlar kolayca kabullenip uygulayabilsinler.Bu sebeple de tedriç metodunda ilk söylenen ile son söylenen arasında bir takım farklar olmuştur ve bu da çok normaldir.İslam'ın bu eğitim metodunu iyi anlayamamış bazı Müslümanlar İslam'ın emir ve yasaklarını değerlendirirken bir takım yanlışlar yapmışlardır.Mut'a nikahı İslam'ın gelmesiyle hemen yürürlükten kaldırılmış bir nikah değildi.Bir zaman daha mut'a nikahı uygulanmıştı.İçkinin belli bir zaman daha içildiği gibi.Ancak belli bir zaman sonra mut'a nikahı yapmak yasaklanmıştı.
Mut'anın Yasak Edilişi
Mut'a nikahını yasak olduğunu gösteren pek çok hadis mevcuttur.İşte onlardan bir tanesi:"Ey insanlar ben size Mut'a nikahı yapmanıza izin vermiştim.Şimdi Allah-u teala hazretleri onu kıyamete gününe kadar haram etmiş bulunmaktadır.Öyleyse kimin yanında böyle nikahlı bir kadın varsa artık ona yol versin.Onlara ücret olarak verdiklerinizden hiç bir şeyi geri almayın."(Müslüm,Nikah,21)
Ehli sünnet alimleri Kur'an'dan bazı ayetleri mut'anın yasak olduğuna delil göstermişlerdir.
"(Öyle mü'minler)ki,onlar ırzlarını koruyanlardır.Şu var ki zevcelerine,yahut sağ ellerinin malik olduklarına (kendi cariyelerine)karşı (durumları)Müstesnadır.Çünkü onlar (bu takdirde)kınanmış değillerdir.O halde bunların ötesini isterlerse şüphe yok ki,onlar haddi aşanlardır.(mü'minun:5.6.7.)
Dikkat edilirse ayeti kerimede cinsi ihtiyaçların giderilmesi için iki yol meşru kabul edilmiştir.Dinin meşru kıldığı nikah ve sağ elin sahip olduğu diye tarif edilen cariyeler.Ayette muta nikahı bir meşru yol olarak tavsiye edilmemiştir.
"Evlenmeye imkan bulamayanlar da,Allah,onları lütfüyle zenginleştirinceye kadar iffetlerini korusunlar" (Nur:33)Alimler eğer mut'a nikahı caiz olsaydı iffetlerini korumaları emredilmezdi demişlerdir.
"Sizden hür ve mü'mine kadınları nikahlamaya gücü yetmeyen olursa sizin elinizde bulunan genç mü'mine cariyelerle evlensin,cariye nikahlama,sizden,mehir ve nafakaya gücü yetmeyip de büyük bir meşakkat altına girmekten ve evlenmemekle zinaya meyletmekten korkanlar içindir.Yoksa sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır"(Nisa:25)Görüldüğü gibi burada da evlenme imkanı bulamayanlara muta nikahı değil sabır tavsiye edilmiştir.
Fakat muta nikahının ne zaman yasaklandığı konusunda bir takım ihtilaflar vardır. Mekke'nin fethi sırasında,Hayber'in fethi,Tebük seferi,Veda haccı sırasında diyenler mevcuttur.(1)
Ancak bu yasaklanma olayından sonra da problem hemen bitmemiştir.Çünkü bu yasak olayını bir takım Müslümanlar hemen duymamışlar ve bu Müslümanlar içinden Mut'a yapanlar olmuştur.Buna aşağıda anlatacağımız olay güzel bir örnektir:
"Abdullah ibnu Ömer radiyallahü anhüma'ya bir zat gelerek Mut'a nikahından sorar Abdullah haram!" deyince soru sahibi (İbnu Abbas'ı kastederek) "ama bunu falanca caiz görüyor"der.Abdullah ona şu cevabı verir:"Allah'a yemin olsun!Herkes bilir ki Resulullah aleyhisselatü vesselam,Hayber gazvesi sırasında onu(mut'ayı) haram etti.Artık zanilerden değiliz."
Bir rivayette,Abdullah ibnu Ömer ,kendisine ibnu Abbas'ın mut'a nikahına cevaz verdiği söylenince "sübhanallah! İbnu Abbas'ın böyle bir fetva vereceğini zannetmiyorum!der.Ancak oradakiler haberi te'yid edince,ibnu Ömer:"Resulullah hayatta iken ibnu Abbas küçük bir çocuktu"der ve ilave eder:"Resulullah onu bize yasakladı.Artık zaniler değiliz."
Mut'a Nikahının Zararları
Mut'a nikahını bir takım toplumsal Zaraları da mevcuttur.Bunları şöyle özetleyebiliriz:
1)Muta sonucu pek çok gayr-ı meşru çocuk dünyaya gelebilir.Çiftler daha sonra ayrılacakları için doğan çocuk babasız büyüyecek,eğitimi ve ihtiyaçlarının giderilmesi için yanında bir ailesi olmayacaktır.
2)Babasının ilişkiye girdiği kadınla yıllar sonra oğlunun ilişkiye girme ihtimali vardır.Ya da muta yaptığı kadın hamile kalarak bir kız çocuğu meydana getirebilir ve yıllar sonra bu adam veya adamın erkek evladı bu kız ile muta yapabilir veya evlenebilir.Bu da İslam tarafından haram kılınmış olan kendi kızıyla veya kız kardeşiyle evlenme yasağını bilmeyerek çiğnemek anlamına gelir.
3)Eğer ki mut'a meşru bir evlilik türü olsaydı muta evliliği sonucu meydana gelmiş olan çocukların sayısı tam olarak bilinemeyeceği için babadan kalan mirasın çocuklar arasında nasıl pay edileceği bilinemezdi.
Yazımıza Hz Ömer'in şu sözüyle son verelim: : "Ömer İbnu'l-Hattab halife olunca halka hitap etti ve dedi ki: "Resulullah aleyhisselatü vesselam mut'a nikahını bize üç kere helal kılmıştı, sonra onu haram kıldı. Vallahi, mut'a nikahı yapan evli bir kimseyi duyarsam onu taşla recmederim. Böyle birisi, recm olmaktan kendini kurtarabilmek için, bana, Resulullah'ın, onu haram kıldıktan sonra tekrar helal kıldığına dair dört şahit getirmelidir."
Hz Ömer'in bu çağrısına mut'anın helal olduğuna dair şahit getiren veya itiraz eden hiçbir sahabe olmamıştır.


KAYNAK:
1)Daha geniş bilgi için:bkz. Prof.Dr.İbrahim CANAN,Namus Fitnesi Mut'a,Timaş yay.İST.1993 shf:34
2) a.g.e.shf:36




KÜRESELLEŞME !
Ömer KARATAŞ
karatas.omer@mynet.com

1990'lı yıllara kadar iki kutuplu olan dünya Sovyetler Birliğinin dağılması ile beraber tek kutuplu bir dünya haline gelmiştir.iletişim araçlarının ve bilişim teknolojisinin gelişmesi,Internet'in yaygınlaşması,dijital dünyanın evlerimize kadar girmesi dünyayı küçük bir köy haline getirmiştir.Bu iki önemli olay-Sovyetler birliğinin dağılması ve iletişim araçları ve bilişim teknolojisinin gelişmesi-küreselleşme denilen olayın tetikleyicisi olmuştur.Bütün dünyayı etkisi altına alan milli devletleri ve kültürel değerleri tehdit eden küreselleşmenin ne demek olduğuna, küreselleşmenin tetikleyici unsurlarının neler olduğuna ve küreselleşmeye karşı almamız gereken tavrı nasıl belirlememiz gerektiğine yazımız boyunca cevap bulmaya çalışalım.
Küreselleşmenin üç temel ayağı vardır.Bunları şu şekilde açıklayabiliriz:
1.Küreselleşmenin birinci ayağı siyasidir.Bugün bütün dünya ABD'nin ve dolayısıyla Batı'nın siyasi egemenliği altında girmektedir.ABD dünyanın jandarmalığı görevini üstlenmektedir.ABD'nin haberi olmadan dünyada hiçbir siyasi gelişme olmamaktadır.Eski ABD başkanlarından Clinton kongreye yaptığı bir konuşmada dünyayı bir apartmana,kendilerini de en üst katta oturan insanlara benzeterek aynen şunları söylüyor:Bu nedenle apartmanda olup biten her şeyden etkileniyoruz. Etkilendiğimize göre de sizden aldığım vergilerle ben bu dünyayı denetleyeceğim ki, burada bir karışıklık çıkmasın ve en üst katta oturanlar zarar görmesin."
ABD bu duruma SSCB'nin dağılması ile gelmiştir.Son yaşadığımız Afganistan ve Irak savaşı ABD'nin dünyayı ne şekilde gördüğünü anlamamız açısından önemli iki örnektir.
2.Küreselleşmenin ikinci ayağı ekonomiktir.Çok uluslu şirketler bu gün sermaye olarak bir trilyon dolara sahiptirler.Yani dünyadaki pek çok devletten ekonomik olarak kat kat güçlüdürler.Dünya üzerinde ne alınıp ne satılacağını bu ekonomik güç kontrol etmektedir. Bunun neticesi olarak da dünya üzerinde neyin ne kadar yetiştirileceği,işçi ücretlerini ne olacağı Çok Uluslu Şirketlerin iznine bağlıdır.Emre KONGAR resmi Internet sitesinde yayımlanan makalesinde küreselleşmenin ekonomik ayağı ve çok uluslu şirketler hakkında şu ilginç bilgileri veriyor:
"Bu sermayenin miktarı inanılmaz bir rakam: 1 trilyon dolar. Türkiye'nin milli geliri yıllık 150 milyar dolar (Şubat 2001 krizinden önce 200 milyar dolardı. Krizden sonra dörtte bir azaldı). Bu onun 7.5 katı. 7.5 tane Türkiye ekonomisi gibi bir güç ve uluslararasında dolaşan bir para var. Dünyaya bu egemen. Üretimi bu belirliyor, neyin nerede üretileceğini bu belirliyor. İşçi ücretlerini, tüketim ve üretim mallarının fiyatlarını bu belirliyor. Ayrıca borsaları da bu etkiliyor.
Bunun 1 milyar doları günlük dolaşıyor, 100 milyar dolar aylık dolaşıyor. Bir ülkeye girip çıkıyor, anlamıyorsun ne olduğunu. Bir gece yatıyorsun dolar 700 bin lira, bir sabah kalkıyorsun 1 milyon 200 bin lira olmuş. İşte uluslararası sermaye girip çıkmış o arada.
Böyle etkileri de var. Ama bunlar geçici etkiler. Asıl etkiler, neler üretilecek, nerede üretilecek, kaça üretilecek, kaça satılacak gibi çok daha temel konularda belirleyici oluyor." (Emre KONGAR,26.nisan 2001,Ege Ünv,İzmir,"Küreselleşme Bağlamında Türkiye" isimli makalesi)
3.Küreselleşmenin üçüncü ayağı kültüreldir.Küreselleşmenin kültürel ayağını ikiye ayırmak mümkündür.
Birincisi bu gün tüm dünya insanlarına aynı kültürel kimlik aşılanmaya çalışılmaktadır.Bütün insanlar cola içmekte,hamburger yemekte,aynı tür pantolon giymekte,aynı modayı takip edip,aynı tür filmleri seyretmektedirler.Küresel pop sanatçıları herkes tarafından dinlenir olmuştur.Bütün dünyada aynı anda gösterime giren filmler hep aynı kültürün-Batı kültürünün-propagandasını yapmaktadırlar.O kadar ki çocukların oynayacağı oyunların neler olacağını dahi küreselleşme belirler olmuştur.Küreselleşmenin kültürel ayağının temelinde ise Batı dışında kalan ülkelerin/milletlerin yozlaştırılarak sömürülmesi mantığı yatmaktadır.Kendi kültürel değerlerini kendi dışındaki milletlere benimsetmiş olan Batı bu ülkelere kendi üretmiş olduğu ürünleri satmaktadır.Çocukların oynadığı pokemon türü oyuncaklardan, insanların tükettiği cola ve pepsi gibi içeceklere, Mc Donalds yiyeceklerinden blue jean, Lewis veya Wrangler marka elbiselere kadar hepsinin batı dışında kalan milletler tarafından kullanılır olmasının altında hep aynı gerçekler yatmaktadır.Önce kültürel değerler benimsetilmekte sonra kültürel değerleri benimseyen insanlar çaktırılmadan sömürülmektedir.Kısaca küreselleşme ile tek düze tüketim alışkanlığı tüm insanlara kazandırılmakta ve tarihte de hep olduğu gibi Batı sömürge çarkını bu seferde başka bir ad altında döndürmeye devam etmektedir.
İkincisi ise bunun biraz zıddı bir davranıştır.Tüm dünya üzerinde yaşayan ne kadar insan varsa hepsine dinine,milliyetine,mezhebine,meşrebine göre siyasi özerklik tanınmaya çalışılmaktadır.Bir gurup içinde yaşadığı toplumdan biraz farklılık arz ediyorsa (Alevi, Sünni,Kürt,Çerkez gibi) hemen o gurup için siyasi özerklik tanınmaya çalışılmaktadır.Bir kültür içerisinde var olan ne kadar alt kültüre mensup insan varsa hepsine siyasal özerklik tanınmaya çalışılmakta bununla da ulus devletlerin gücünü kaybederek parçalanması amaçlanmaktadır.Bu davranış siyasi anlamda tam bir parçalanmışlığı da beraberinde getirmektedir.Ne kadar parçalanmış devlet o kadar kolay yutulur lokmalar demektir.
Küreselleşme denilen olay kısaca bundan ibarettir.Fakat önümüzde bulunan bu tablo ürkütücüdür.Çünkü küreselleşme milletlerin parçalanması,kültürel değerlerin yok olması,siyasi manada tüm dünyanın ABD'nin güdümüne girmesi,ekonomilerin tüm ülkeler üzerinde hakim ,Çok Uluslu Şirketler'in egemenliğine girmesi,tüm dünyada tek tip bir tüketim alışkanlığının oluşması gibi neticelere sebep olmaktadır.
Küreselleşme inkar edilmesi ve görmezden gelinmesi mümkün olmayan bir gerçektir.Karşı koymaya çalışmakta içimize kapanıp görmezden gelmeye çalışmakta faydasızdır.Fakat diğer milletlerden farklı olarak Türk milletinin elinde eğer iyi kullanabilirse avantajlar mevcuttur.Birinci avantajımız İslam dinidir.Çünkü dünyanın ilk evrensel/küresel mesajını İslam vermiştir.İkinci önemli avantajımız ise kültürel değerlerimizdir.Geçmişinde dünya çapında devletler kurmuş olan milletler küreselleşmede etkin olabilecek,söz sahibi olabilecek birikime sahiptirler.Küresel çapta devletler kurmuş olan milletlerin başında da Türk milleti gelmektedir.
Dolayısı ile elimizdeki imkanları iyi kullanmalıyız.Dinimizin doğru bir şekilde tebliğ edilip yaşanmasına ve kültürel değerlerimizin korunup geliştirilmesine gayret göstermemiz hayati önem taşımaktadır.Bu güne kadar bu iki imkanımızı iyi kullanmadığımız için kurulan bu yeni dünyada etkileyen,söz sahibi olan değil;etkilenen ve söz dinleyen taraf olduk.
Bu gün sorumluluğumuz -tüm dünyaya hakkı ve adaleti götürmek adına- vatan sınırlarını aşarak küresel olmuştur.