|
KÜRESELLEŞEN DÜNYA'DA
"MİLLİ OLABİLMEK"
Ömer KARATAŞ
Karatas.omer@mynet.com
Yaşadığımız dünya artık her kültürün kendi içerisinde yaşayıp kendi içerisinde gelişmesini devam ettirdiği bir dünya olmaktan çıkmıştır.,Internet,televizyon gibi iletişim araçlarının gelişmesi,toplumların ve kültürlerin başka kültürlerden ve toplumlardan ayrı,onlardan bağımsız bir hayat sürmesini zorlaştırmaktadır.Yani hangi kültürden olursa olsun,hangi milletin mensubu bulunursa bulunsun birey başka kültürlerin ve medeniyetlerin etki alanına girmekten kendini kurtaramamaktadır.Yaşadığımız dünya küçülmüş ve iletişim araçları bu küçülen dünyada güçlü Batı kültürünün/medeniyetinin propagandasını yapma işlevini yerine getirir olmuştur.Batı hayat tarzını anlatan filmler ve pembe diziler,Batı kültürel değerlerinin propagandasının yapıldığı programlar bize bir İslam toplumu olan Türk milletine bir örnek olarak sunulmaktadır.Farklı bir dinin,medeniyetin ve kültürün mensupları olarak maalesef bu güçlü propagandadan kendimizi kurtaramamaktayız.Öyle ki artık olaylara ve hayata kendi gözlüğümüzden ve dünyamızdan bakmak yerine onların gözüyle olaylara ve kendimize bakmayı alışkanlık haline getirmişiz.
DIŞARDAN BAKANLAR...
İÇERDEN BAKANLAR...
Bu gün ülkemizin temel problemi de buradadır.Ülkemiz milletimize,değerlerimize, kültürümüze,ahlakımıza,dilimize,dinimize dışardan bakanlar ile içerden bakanların mücadelesine sahne olmaktadır.Bu saymış olduğumuz değerlere dışardan bakanlar için bu değerler hiçbir anlam ifade etmemektedir.Ülkemize dışardan bakanlara göre bu değerlerin olması iyidir ama bu değerler uğrunda mücadele edilmesi anlamsızdır.Olmasa da olur.Gerekirse bu değerlerden sonuna kadar taviz verilebilir.
Eğer eurovizyon'da bize derece getirecekse yarışma için İngilizce şarkı söylemenin hiçte mahzuru yoktur.Asıl mahzurlu hatta suç olan bunun aksini savunmaktır.Yada bizi AB'ye alacaklarsa kültürel değerlerden,bağımsızlıktan taviz vermenin hiç de sakıncası yoktur.Ya da AB'ye gireceğiz diye Kıbrıs'tan taviz vermek mutlaka gereklidir.Hatta bir avuç toprak parçası için bu kadar yaklaştığımız AB üyeliğini kaçırmak büyük bir ahmaklık olur.Ülkemize turist ve dolayısıyla döviz gelecek diye 10 asırdır isimleri Türkçe olan bölgelerimizin isimlerini Hıristiyan isimleriyle değiştirmek hiç de yanlış bir davranış değildir.Kısaca Türkiye'ye dışardan bakanlara göre saymış olduğumuz bütün bu yanlış davranışlar onların lügatlerinde yanlış olarak kayıtlı değildir.
ÇAGDAŞ DÜNYA BİZE NE VADEDİYOR !
Peki ama bize dışardan/dışarının gözlüğüyle bakanlara göre uğruna bütün değerlerimizi vermemizin mahzurlu olmadığı Batı dünyası bize ne vaat ediyor. Ahlaki, ilmi,siyasi, ekonomik, kültürel,manevi olarak ne kazanacağız.Neler kaybedeceğiz.her gün propagandası etkisinde kaldığımız Batı medeniyeti insaniyet adına bize neler vermeyi/ verebilmeyi vaat etmektedir:
Acaba her türlü haya duygumuzu tehdit eden ahlak anlayışı mı?
Hurafeler ve batıl inançlarla dolu din hayatı mı?
Allah'ı ve manevi değerleri hiçe sayan fikir hayatı mı?
Bireyi ekonomik insan (homo economicus) olarak gören ve başkalarını unutup sadece kazanmayı hem de ne pahasına olursa olsun kazanmayı ilke olarak gösteren kapitalist hayat mı?
Ahlaki değerleri hiçe sayarak insanları ve özellikle gençleri etkisi altına alan pornografi mi?
Uyuşturucu bağımlılığı mı?
Fuhuş mu?
Yuvalar yıkan kumar mı?
Yaşadıkları dünyada her şeye,ailelerine bile yabancılaşan Batı insanının yaşadığı akıl ve ruh hastalıkları mı?
Ahlakın bozulması sonucu ortaya çıkan nikahsız beraberlikler ve çocuk yaşta anneler mi?
Soyu belli olmayan çocuklar mı?
Cinsel sapıklık mı?
İnsan hakları ihlalleri mi?
..........................
Bu listeyi uzatmak mümkün.Bize dışardan bakan insanlar tarafından vaat edilen,örnek gösterilen dünya yukarda örneklerini saydığımız pisliklerle dolu.Elbette Batı medeniyetinin örnek alınabilecek,güzel tarafları da var.Ancak yüzümüzü döndüğümüz Batı'ya kazandırdıklarının yanında kaybettiklerini göz önünde bulundurarak bakmalı değilmiyiz.Görülen o ki kaybettiklerimiz yanında kazandıklarımız devede kulak kalır.
KÜRESELLEŞME HİKAYESİ !
Neden Batı medeniyeti ve Batılılaşma dediğimizde bize dışardan bakanlar hemen küreselleşme edebiyatına başlarlar.Efendim artık dünya Küreselleşmekte kültürel değerlerin önemi azalmakta tüm dünya için benimsenmesi gereken hatta mecbur olan evrensel değerlerin varlığından bahsedilmektedir.Bu evrensel değerlere ne olduğuna baktığımızda Batı kültür değerlerinin ta kendisi olduğunu görmekteyiz.İnsan sormadan edemiyor "yahu küreselleşme sadece geri kalmış ülkelere mi var" Senin olan her şeyi bir kenara bırak elin adamının her şeyini benimse ve bunun adı da küreselleşme olsun,modernleşme olsun.Sen sömürge ol onlar efendi.Sen "küresel oldum,modern oldum" diye sevin,onlar "sömürecek birini daha buldum" diye sevinsinler.Bu seve seve,isteye isteye,zevk ala ala,güle oynaya yozlaşmak,sömürgeleşmek değil de nedir?
Elbette dünya eski dünya değil.İletişim araçları dünyayı küçük bir köye dönüştürdü.Bölgesel,kültürel değerlerin kendilerini korumaları zorlaştı.Ama bütün bunlara rağmen güçlü,köklü bir millet olan Türk Milleti kendi değerlerini,kültürünü koruyup, geliştirebilecek güçte ve kabiliyettedir.
TÜRK'ÜM DEMEK SUÇ MU?
Diğer bir çarpık bakış açısı ise sanki milli değerlere sahip çıkmak,onları
savunmak;gayr-ı milli davranış ve değerleri eleştirmek suç olmuş.Türküm demek
dini değerlerimizi savunmak,kültürümüze sahip çıkmak,vatanımızı sevmek,bayrağımıza sahip çıkmak utanılacak bir davranış gibi algılanır olmuştur.Dilimiz İngilizce’nin istilası altında inler olmuştur.Çıkıp oturmuş olduğunuz şehrin caddelerini şöyle bir dolaşın.Tabelalara bir bakın.Kendinizi yabancı bir ülkede gibi hissedeceksiniz.Her tabelada yabancı bir isim.Burası Türkiye mi?Bu Türkçe mi?Yoksa biz Türk değimliyiz?Neden yapılıyor bütün bunlar. Bu ülkede Türk Milletinden başkası yaşamıyor ki.
Ülkemize dışardan bakanlara sorarsanız hemen ülkemize gelen turistlerden bahsedecektir. Onların rahat etmeleri için bütün bunların yapıldığını söyleyecektir.Yahu adamlar kendilerini evlerinde gibi hissedeceklerse neden ülkemize geliyorlar.Ayrıca turist gelecek diye kendi insanımızı kendi ülkesinde yabancı konumuna düşürmenin ne anlamı var?
Ya turist gelecek diye bir tek Hıristiyan vatandaşımızın dahi bulunmadığı bölgelerdeki eski kiliseleri,inanç turizmi adı altında, yeniden imar edip ibadete açmanın anlamı ne.Sanki gizli bir el bütün bunları yaparak bu bölgeleri ülkemize gelen yabancılara peşkeş çekiyorlar.Adeta bunlar,"buralar zaten sizin.Görmüyor musunuz her taraf kilise dolu" demek istiyor.İnanç turizmi adına,üç beş kuruşluk döviz adına bu kadar gaflet,bu kadar ihanet olur mu?
AİT OMADIĞIMIZ BİR DÜNYA
Uzun yıllar boyunca iktidar olmuş hükümetler hep yüzlerini Batı'ya dönmüşler ve Batı'yı,Batılılaşmayı,Avrupa Birliğine girmeyi bir hedef,bir kurtuluş olarak görmüşlerdir. A.B. öyle bir tasvir edilmiş ve edilmektedir ki sanki içine girivermekle bütün sorunlarımız bitecek,her şey güllük gülistanlık olacaktır.Ama aklı başında insanlar dışında kimse şu hayati soruyu sormamıştır.İyi bütün bu saydığımız şeyler nasıl olurda A.B.'ye girmekle hemencecik oluverecek. A.B. çelişkilerle dolu bir hayalden ibarettir ve görülüşe göre daha uzun yıllar öyle kalmaya devam edecektir.Bu çelişkilerden bir kaçını burada sıralamak yerinde olur sanırım.
Nasıl olacakta bir milletin kurtuluşu,ferahı,mutluluğu başka milletlerin lütfüyle gerçekleşecek.Adamlar bizimle işbirliği kurarken önce kendi menfaatlerini mi düşünecek yoksa bizim menfaatimizi mi?Aklı ve yüreği yerinde olan herkes bilir ki her millet önce kendi menfaatini düşünür.Bu durumda oldukça doğaldır.Bu gerçekler bilinirken nasıl olurda idarecilerimizin ve aydınlarımızın büyük bir kısmı ülkemizin kurtuluşunu AB'ye girmekte görürler anlamak mümkün değil.
Bir diğer çelişki ise Acaba bizim Avrupa birliğini istediğimiz ve hedeflediğimiz kadar AB bizi istiyor mu?Bu sorunun cevabını en güzel şekilde yıllardır AB ile ilişkilerimizin verdiği ortada.Onlar bizi hiçte istemiyorlar.Bizimkisi karşılıksız bir aşktan ibaret.Onların istediği AB yalanıyla bizi köşeye sıkıştırıp bizden taviz koparmaktan ibaret. Ve maalesef bunda da oldukça başarılı oluyorlar.
Bazı çevreler AB'ye girmeyi Atatürkçülüğün bir gereği olarak görüyor ve göstermeye çalışıyorlar.Sanki Atatürk ve Türk milleti kurtuluş savaşını boş yere vermişler ve ülkemizin bağımsızlığını boş yere kazanmışlar.Bu,bu gerçeklerin aksine tek yanlı,bağımsızlığımızı ve milli egemenliğimizi zedeleyecek anlaşmalar imzalanmış ve imzalanmaktadır.Atatürkçülük adına Atatürk'ün ilkeleri çiğnenmektedir.
Bir diğer çelişki ise AB'ye uyum yasaları çıkarılırken yaşanmaktadır.Madem bu yasalar Türk milleti için iyi ve gerekli yasalardı da neden AB'ye girerken aklımız başımıza geldi.Ayrıca AB'ye uyum yasaları bir takım özgürlük ve hakları getirmekle berber milli egemenliğimizi zedeleyici bir takım hükümleri de içermektedir ki bu durum da son derece sakıncalıdır.
Bu günlerde AB'nin ön şart olarak Kıbrıs'ı öne sürmesi de AB'nin gerçek niyetini ortaya koyması bakımından son derece önemlidir.Kıbrıs'taki çözümle Türkiye'nin AB'ye girmesi arasında bir ilişki kurmaya çalışmak herhalde sadece AB'ye yakışan bir davranış olurdu.Biz bu tavrı A.B. üyesi ülkelere yakıştırıyoruz da acaba içimizdeki A.B. taraftarları bu tavrı kendilerine yakıştırabiliyorlar mı?
Ayrıca bu gün Kıbrıs'ı ön şart koşan AB üyesi ülkelerin yarın Ermeni meselesini veya başka bir milli meselemizi önümüze koymayacaklarını kim garanti edebilir.
Ayrıca Avrupa birliğine üye ülkeler üyelikten önce kendi ülkelerinde referandum yaparak halklarına danışmışlardır.Ama bu gün ülkemiz idaresinde söz sahibi olanların hiçte böyle bir niyetleri yoktur.Acaba Türk milletine mi güvenmiyorlar?Ya da sımsıkı sarıldıklarını iddia ettikleri demokrasiye mi?AB gibi büyük bir birleşmede tek bir yetkili vardır o da Türk milletidir.
Gerçekler gün yüzü gibi ortadadır.AB bizim dünyamız değildir.Biz Müslüman bir ülkeyiz ve AB bir Hıristiyan birliğidir.Defalarca AB yetkilileri tarafından ifade edildiği gibi Müslüman olan bir Türkiye'nin bu birlik içinde yeri yoktur.AB ait olmadığımız ve asla ait olamayacağımız bir dünyadır.
BİR AYDIN KARANLIĞI
Bütün bunlar olurken Türk aydını acaba ne yapıyor.Türk aydınına ne oluyor da söz birliği etmişçesine Türk milletinin egemenliklerinin elinden alınmasına göz yumuyor.Bütün bu yapılanlara sessiz kalıyor.Oysaki aydın içinde yaşadığı toplumun rehberidir,gören gözü,tutan eli,karanlık günlerinde ışığıdır.Ama görülen o ki Türk aydını ,istisnalar bir tarafa bırakılırsa, bugün büyük bir yozlaşmayla karşı karşıyadır.Türk aydını yüreğini ve kalemini bizim olmayan diyarlara vermiş,kendini onların hizmetine feda etmiş gözükmektedir. Oysaki bu bir millet için felakettir.Bir millet içinde avamın yozlaşması kötüdür, tehlikelidir;ama aydının yozlaşması felaketin ta kendisidir.Çünkü yolunu şaşırmış olan/karanlıkta kalmış toplumu içine düşmüş olduğu felaketten kurtaracak ona rehberlik edecek kişidir aydın.Aydın bu görevini yerine getirmezse toplum karanlıkta kalır ve o toplumu düşmanları istediği yere çekmekte hiçte zorlanmazlar.Bu gün Türk aydını içinde yaşadığı toplumun rehberliğini yapıp,Türk milletini hak ettiği konuma getirebilmek için şunlara dikkat etmelidir.
1. Batılılar,Batıyı ve Batılı kavramları nasıl görmemizi istemişlerse biz de öyle görmüşüz.Özgün ve milli bir bakış açısına sahip olabilmek için önce bakış açımızı değiştirmeliyiz.
2. Aydınlarımız arasında olan iki uç noktanın bir merkezde buluşması şarttır.Bu iki uçtan birincisi Türk milletinin kurtuluşunu Batılılaşmakta,Batı kültür ve medeniyetini olduğu gibi bize aktarmak isteyenlerin saplandığı bir noktadır ki bu tavır Türk milletinin yozlaşmasına ve bir Batılı gibi değil ama onun kötü bir taklidi olmamıza yol açacaktır. Zaten bir milletin olduğu gibi diğeri gibi olması da mümkün değildir.Bu saplantılardan diğeri ise,geçmişi ve geçmişin değerlerini bize,günümüze aynen aktarmayı hedef gösteren aydınların içine düştüğü sapmadır ki bu tavır bizim donuklaşarak günümüzün gelişen dünyasına ayak uydurmamızı zorlaştıracaktır.Dikkat edilirse iki aydın tavrında da ortak olan bir mantık vardır: "aktarmacı mantık" ya bizim olmayan bir dünyayı yada geçmişi olduğu gibi,hiçbir ayıklamaya tabi tutmadan bize,günümüze aktarmak. Halbuki aydının mantığı "ayıklamacı mantık" olmalıdır.
3.Batılı devletler bir toplumu sömürgeleştirmeden önce toplumun değerlerini, kültürünü,ahlakını yozlaştırır.Aydın bu yozlaşma karşısında bu değerlerin savunucusu olmalıdır.Bir milleti millet yapan değerleri korumalıdır.
4. Tarih bir milletin hafızasıdır.Milletin dostları,düşmanları,değerleri,ahlakı, acıları, sevinçleri her şeyi orada gizlidir.Türk aydını tarihten ders çıkaran insan olmalıdır.Tarihten faydalanmasını bilmelidir.Bu gün bazılarının içine düştüğü gibi tarihi yok sayma,tarihe küfretme hatasına düşmemelidir.Tarih geleceğimize ışık tutacak çok büyük bir hazinedir.Bu hazinenin kıymetini ilk önce Türk aydını bilmelidir.
5. Kendi kültürlerini yeterince tanıyamadan Avrupa'nın meydana getirdiği büyük medeniyeti gören Türk aydını bu büyük medeniyetin cazibesine kapılarak kendi kültürüne ve değerlerine yabancılaşır.Bu yabancılaşma Türk aydınının kendi kişiliğini Batının kişiliğiyle bütünleştirmesi sonucunu doğurur.Bu davranış Batılı olma değil "Batıyı taklit" etmedir.Yani Türk Aydınının kendine ve kendine ait olan her şeye yabacılaşması manasına gelir.Bu yabancılaşma tedavisi çok zor olan bir toplumsal hastalıktır.Çünkü bu hastalığı kapılan Türk aydını kendini "medenileştim" zannetmekte ve Batılı devletler bu hastalığın devam etmesi için ellerinden geleni yapmaktadırlar.Çünkü "medenileştim" diyen Türk aydını da mutludur. Büyük bir gönüllülükle kendisine hizmet edilen Batı medeniyeti de.
6. Bir milleti millet yapan değerlerin başında gelen Dil meselesi konusunda Türk aydını milli bir tavır sergilemeli ve Türkçemize sahip çıkmalıdır.Türkçe'yi yabancı dillerin etkisinden korumalıdır.
7. Din bir milleti millet yapan en önemli değerdir.Milletleri peşinden sürükleyen, onların ahlakını,değerlerini oluşturan, en önemli etkendir.Din kültürün temelidir.Bir milletin davranışlarında motor görevi o milletin dini oluşturur.Bir milletin dinini değiştirdiğinizde o millete ait olan her şey değişir.Olaya Türk milleti açısından bakarsak Müslüman olmak Türk milletlinin bin yıllık kararıdır diyebiliriz.Ama ne yazık ki bugün Türk aydını İslam dinine karşı ön yargılı,hatta düşmanca bir tavır sergilemektedir.Bu tavır hem çok sakıncalıdır hem de Türk aydınının İslam dinine karşı ne kadar cahil olduğunun bir göstergesidir.Çünkü Türk aydını İslam dinin ait bilgileri daha çok oryantalistlerin kitaplarından öğrenmektedirler. İslam dinine karşı Türk aydınının cahilliğinin ve ön yargısının en önemli sebebi de budur.Türk aydını bir aydın tavrı sergileyerek İslam dinini asli kaynaklarından öğrenmelidirler.Ne kadar büyük bir yanılgı içinde olduklarını göreceklerdir.
|