|
AVRUPA BİRLİĞİ NE ANLAMA GELİYOR?
Ömer KARATAŞ
karatas.omer@mynet.com
"Sen onların milletlerine(dinlerine) tabi olmadıkça ne Yahudiler, ne de Hıristiyanlar senden asla hoşnut ve razı olmayacaklar." (Bakara Suresi, ayet 120)
İki asırlık bir batılılaşma maceramız var. ll. Viyana bozgunu ile başlayan gerileyişimizin çözümünü ya köklü olmayan çarelerde ya da bizden daha güçlü bir medeniyeti temsil eden batılılaşmakta aramışız. Aslında batılılaşmak deyince herkesin bundan anladığı şey çok farklı. Bazılarımız batılılaşmaktan batı toplumlarının ürettiği teknolojik gelişmeleri, devlet yönetiminde keşfettiği modelleri ülkemize uyarlayarak aktarmayı anlamışken; bazıları bize ait olan din ve kültürel değerlerin gerilememizin bir numaralı sebebi olduğunu söylemişler hatta bu düşünceye sahip olanlardan bazıları işi daha da ileri götürerek dinimizi değiştirerek batılı toplumların dini olan Hıristiyanlığı benimsememizin geri kalmışlığımızın ilacı olduğunu savunabilmişlerdir.
Yani "nasıl batılaşmalıyız?" sorusuna batılılaşma maceramız ile beraber cevaplar aramışız. Aslında "Nasıl batılılaşmalıyız" sorusuna verdiğimiz cevaplar batıyı nasıl gördüğümüzden de bağımsız değildir. Kimilerimiz batıyı her türlü Özgürlüğün olduğu, mutlu, zengin, müreffeh ve demokratik bir toplum olarak görmüş batılılaşmakla aynı değerlerin bizim toplumumuza da aktarılacağını zannetmiştir. Zannetmiştir diyorum, çünkü bir toplumun sahip olduğu değerler o toplumun tarihinden, tecrübelerinden, dininden ve inançlarından bağımsız düşünülemez. Hele bizim gibi Müslüman olan ve bambaşka bir tarihi geçmişe sahip olan Türk milletine batılı değerlerin olduğu gibi aktarılacağını düşünmek, buna inanmak ancak okumakla kazanılabilecek bir cahilliktir.
17 Aralık Helsinki zirvesi iki asırlık batılılaşma maceramızın zirvesi olmuştur. Türkiye yarım asırlık AB sevdasından müzakere tarihi alarak çıkmıştır. Tabi müzakere tarihi verilmesi AB'ye alınacağımız manasına gelmiyor. Daha önümüzde çözmemiz gereken pek çok problem, çıkarmamız gereken pek çok yasa ve çalışmamız gereken pek çok ödev var. Bunların yanında yapmış olduklarımızın denetleneceği ve tam not almamız gereken pek çok teftişi de başarıyla atlatmamız gerekiyor. Kıbrıs sorununu çözmemiz, Ermeni soykırımını ve Güney Kıbrıs Rum kesimini -devlet olarak- tanımamız, Lozan'da azınlık kabul edilmedikleri halde bu gün AB'li dostlarımız tarafından azınlık olarak kabul etmemizi istedikleri toplumumuzun ve kültürümüzün bir parçası olan unsurları (Aleviler, Kürtler) azınlık olarak kabul etmemiz gerekiyor. Birkaç hafta önce Avrupa Konseyi'nin "Okullarda din dersini zorunlu olmaktan çıkararak seçmeli hale getirin ve nüfus cüzdanlarında din ibaresini kaldırın" açıklamasını ve bu açıklamanın ardından gelecek/gelebilecek istekleri saymıyorum dahi. Bütün bunları yapsak bile AB'ye girmemiz AB'li dostlarımızın paşa gönlüne kalıyor. Yani açık uçlu bir müzakere süreci ile karşı karşıyayız.
18 Nisan 1951 tarihinde Paris'te imzalanan bir anlaşmayla temelleri atılan Avrupa Birliği, birleşik bir Avrupa'ya doğru gitmektedir. AB Birleşik bir Avrupa devleti olacak kadar uzun ömürlü olur mu, bilemeyiz. Bunu zaman gösterecek. Ancak son zamanlarda gerek bizden gerekse AB'li dostlarımızdan sıkça duyduğumuz bir kavram var: "AB bir medeniyet projesidir" dolayısıyla farklı bir medeniyete mensup olan Türk toplumu AB'ye girmekle "medeniyetler arası uzlaşma/buluşma" gerçekleşmiş olacak. Ancak tarih boyunca medeniyetler arası uzlaşmanın gerçekleştiği bir örneğe rastlamak mümkün değil. Çünkü iki medeniyet uzlaşmaz, bir medeniyet diğer medeniyeti yutar, yozlaştırır, yok eder. Fransa Devlet Başkanı Jacques Chirac'ın 17 Aralık 2004 tarihinde söyledikleri bizim söylediklerimizi doğrulaması bakımından önemli: "Türkiye'nin bizim karşımızda değil yanımızda olması bizim çıkarımızadır... Elbette bu durum Türkiye'nin bizim arzuladığımız her şeye katılmasını doğal olarak gerektirmektedir. Başka bir ifade ile Türkiye'nin değerlerini, yaşam tarzını, kurallarını derinden değiştirmesi gerekmektedir." (17.12.2004 Zaman Gazetesi) AB'li dostlarımızdan buna benzer pek çok açıklamayı örnek olarak vermek de mümkün.
Bu nasıl bir medeniyetler buluşması/uzlaşmasıdır ki batı medeniyeti Türk toplumundan/devletinden değerlerini ve yaşam tarzını değiştirmesini batılı medeniyetinin yaşam tarzını benimsemesini istiyor. Öyleyse gerçek medeniyetler buluşması değil bir medeniyetin diğerini yok etmesi/kendi içinde asimile etmesi meselesidir. Daha da başka bir ifade ile AB dostlarımızın yüzyıllardır savaşlar yoluyla gerçekleştirmediğini bu gün AB tuzağı ile gerçekleştirme projesidir.
Asırlar boyu Türk ve İslam dünyasının rehberi olmuş bir milletin, kendisine asırlar boyu düşman olmuş Batı dünyasından, sorunlarına çözüm beklemesi hiç de onurlu ve şerefli bir davranış değildir.
(Kent Gazetesi 05,03,2005 KILIS)
|